05
Ara
09

özgür doğan insan

İnsan özgür doğar ama her yerde zincire vurulmuş olarak yaşar. Jean Jacques Rouesseau
İnsan, doğumundan yaşamı son bulana dek daha çok toplumsal düzene ayak uydurmasını sağlama amaçlı çeşitli kurumlar içerisinde bulur kendini. Bunlardan ilki, ailedir. Sahip olduğu din, mezhep, etnik köken, konuştuğu dil, mensup olduğu sınıf gibi toplum içerisinde o ailenin sosyal konumunu belirleyen nitelikleri önceden bilemeyeceği ve seçme şansının kendisine sunulmadığı bir aile içerisine doğar. Hiyerarşiyi ilk olarak burada öğreneceği ailede, anne ve baba iktidara, çocuklar ise halka benzetilebilir. En büyük kardeşin küçükler üzerinde bir üstünlüğü, anne baba gözünde önceliği söz konusudur. Yalnız, toplumun bu en küçük kurumunda sevgi ile birbirine bağlanmış, itaatin, üyelerin sevgisinden kaynaklandığı bir birlikte yaşam vardır.
Büyürken çevresiyle uyum içinde yaşaması öğretilen çocuk, kendi ile ilgili karar alma yetkisine sahip olmadığından önce ailesi tarafından bir oyun hamuruymuşçasına şekillenecek, uygun görülen bir eğitim kurumunda başlayan öğrenim hayatı boyunca ise bu süreç devam edecektir. Ailenin maddi durumuna göre çocuğu için tercihte bulunduğu okulda kendisi gibi giyinmiş yüzlerce çocuğun arasında yalnız tenefüslerde ve okul sınırları içersinde koşup oynarken kendisini özgür hissedecek, zilin çalmasıyla başlayan ders saatleri süresince dersin düzenini bozacak hal ve hareketlerden kaçınacaktır. Aksi takdirde bu durum derslerinde ne denli başarılı olursa olsun sevilmemesine neden olacak, sevilmediğini hisseden çocuk ise mutsuz olacağından sistem tarafından yürütülen tek tipleştirilme sürecine bu sefer kendi isteği doğrultusunda dahil olacaktır. Kurallara uygun davrandığı takdirde kimsenin onore etmeyeceği çocuk, cezalandırılma korkusu ile tek tipleştiği kadar uzaklaşacaktır kendisinden. Böylece bastırdığı tüm eylemlerini, eylemsizliklerini ancak rüyasında gerçekleştirebilecektir. Sistemin üzerinde kurduğu baskı ile büyüyen insan, en özgür olduğunu hissettiği anlarında bile bunun bir algı olduğunu bilemeyecektir.
Kapitalist sistemin ezici çarklarından, yaşadığı toplumda daha yüksek bir konum elde etmek uğruna geçerken, sahip olacağı statüden elde edeceği maddi ve manevi kazanç çok daha önemli değerlerini asla geri vermeyecektir örneğin, zamanını. Sahip olduklarıyla mutlu olamayan insan, hep, biraz daha fazlasını isterken akıp giden zamanının ona asla dönmeyeceğinin farkında değildir…
Doğumundan elde ettiği dünyanın çeşitli zenginliklerinden yararlanma hakkından uzaklaştırılmış insan, bu bilinçten uzak yaşlanırken, dahil olduğu üretim ve tüketim sürecinin kendisine izin vermediği, dünyanın görülesi, tadılası güzelliklerinden mahrum kalacaktır.
Kendisini sarmalamış alternatifler arasında çaresiz insan, daha konforlu bir hayat ve huzura kavuşmak maksadıyla işe, elverişsiz koşullarını değiştirmekten başlayacaktır.
Dünyanın sunduğu zenginliklerden faydalanma hakkına doğumu ile aslında sahip insan, işverenin belirlediği, günümüzde, günde on saati aşan çalışma saatleri ve ağır çalışma koşulları altında ay sonu eline geçecek para ile bu zenginlikten kısıtlı oranda faydalandığı bir sistem içerisinde tükenmektedir. Özgürlüğü alınmış insan, amaçlarını gerçekleştirmesini sağlayacak koşulları elde etmeye çalışırken yazıktır ki, yaşadığı şehirden adımını atmak için dahi fırsat bulamayacaktır. İşvereni ile benzer koşullara sahip olmayan emekçi, o çok merak ettiği penguenleri asla görüp dokunamayacak, ancak kendisine bağışlanan çalışma saatleri dışında kalan zamanında televizyondan izlediği belgeseller vasıtasıyla görmüş kadar hissedip, gerçekleşmeyecek hayaller peşinde koşmaktan vazgeçecektir.
Kaderiymişçesine, kendisini makineleştiren, ezen  bu acımasız sisteme razı gelen insanların, çocukluklarından başlayarak sistem tarafından tek tipleştirilmesi düzenin devamını kesintiye uğratmasına neden olacak “başkaldırışı” önleme amaçlıdır. Zira farkındalık büyük tehditdir. Farkına varan insan, isyan edebilecek tehlikededir. Bu sebepledir ki, düzenin akışını bozacak, sistemin devamını sekteye uğratacak düşüncelerini kitlelerle paylaşan yazar ve düşünürler tarih boyunca engellenmiş, özgürce ifade edeceği mecralar düzen uygulayıcılar tarafından baskı altına alınmıştır.
Köleleştirilmiş insan köle olduğunu fark ederse kendisini köle haline dönüştüren düzen uygulayıcılarına ve toplumsal düzeni sağlayıcı din, ahlak ve hukuk kurallarına isyan ederek yeni bir oluşum sürecine girecektir. Özgürleşen insan özüyle tanışacak, üzerinde baskı kuran tüm otoritelere karşı gelecektir.
Toplumda bir iki insanın aydınlanması kontrol altına alınabilecekse de gruplar halindeki farkındalık, toplumu yönetenlerin varlığının devamını zorlayacak koşulları oluşturması anlamında önemli bir gelişme olarak adını duyuracaktır.

ÖZGÜR DOĞAN İNSAN          İnsan özgür doğar ama her yerde zincire vurulmuş olarak yaşar. Jean Jacques Rouesseau      İnsan, doğumundan yaşamı son bulana dek daha çok toplumsal düzene ayak uydurmasını sağlama amaçlı çeşitli kurumlar içerisinde bulur kendini. Bunlardan ilki, ailedir. Sahip olduğu din, mezhep, etnik köken, konuştuğu dil, mensup olduğu sınıf gibi toplum içerisinde o ailenin sosyal konumunu belirleyen nitelikleri önceden bilemeyeceği ve seçme şansının kendisine sunulmadığı bir aile içerisine doğar. Hiyerarşiyi ilk olarak burada öğreneceği ailede, anne ve baba iktidara, çocuklar ise halka benzetilebilir. En büyük kardeşin küçükler üzerinde bir üstünlüğü, anne baba gözünde önceliği söz konusudur. Yalnız, toplumun bu en küçük kurumunda sevgi ile birbirine bağlanmış, itaatin, üyelerin sevgisinden kaynaklandığı bir birlikte yaşam vardır.    Büyürken çevresiyle uyum içinde yaşaması öğretilen çocuk, kendi ile ilgili karar alma yetkisine sahip olmadığından önce ailesi tarafından bir oyun hamuruymuşçasına şekillenecek, uygun görülen bir eğitim kurumunda başlayan öğrenim hayatı boyunca ise bu süreç devam edecektir. Ailenin maddi durumuna göre çocuğu için tercihte bulunduğu okulda kendisi gibi giyinmiş yüzlerce çocuğun arasında yalnız tenefüslerde ve okul sınırları içersinde koşup oynarken kendisini özgür hissedecek, zilin çalmasıyla başlayan ders saatleri süresince dersin düzenini bozacak hal ve hareketlerden kaçınacaktır. Aksi takdirde bu durum derslerinde ne denli başarılı olursa olsun sevilmemesine neden olacak, sevilmediğini hisseden çocuk ise mutsuz olacağından sistem tarafından yürütülen tek tipleştirilme sürecine bu sefer kendi isteği doğrultusunda dahil olacaktır. Kurallara uygun davrandığı takdirde kimsenin onore etmeyeceği çocuk, cezalandırılma korkusu ile tek tipleştiği kadar uzaklaşacaktır kendisinden. Böylece bastırdığı tüm eylemlerini, eylemsizliklerini ancak rüyasında gerçekleştirebilecektir. Sistemin üzerinde kurduğu baskı ile büyüyen insan, en özgür olduğunu hissettiği anlarında bile bunun bir algı olduğunu bilemeyecektir.    Kapitalist sistemin ezici çarklarından, yaşadığı toplumda daha yüksek bir konum elde etmek uğruna geçerken, sahip olacağı statüden elde edeceği maddi ve manevi kazanç çok daha önemli değerlerini asla geri vermeyecektir örneğin, zamanını. Sahip olduklarıyla mutlu olamayan insan, hep, biraz daha fazlasını isterken akıp giden zamanının ona asla dönmeyeceğinin farkında değildir…    Doğumundan elde ettiği dünyanın çeşitli zenginliklerinden yararlanma hakkından uzaklaştırılmış insan, bu bilinçten uzak yaşlanırken, dahil olduğu üretim ve tüketim sürecinin kendisine izin vermediği, dünyanın görülesi, tadılası güzelliklerinden mahrum kalacaktır.  Kendisini sarmalamış alternatifler arasında çaresiz insan, daha konforlu bir hayat ve huzura kavuşmak maksadıyla işe, elverişsiz koşullarını değiştirmekten başlayacaktır.    Dünyanın sunduğu zenginliklerden faydalanma hakkına doğumu ile aslında sahip insan, işverenin belirlediği, günümüzde, günde on saati aşan çalışma saatleri ve ağır çalışma koşulları altında ay sonu eline geçecek para ile bu zenginlikten kısıtlı oranda faydalandığı bir sistem içerisinde tükenmektedir. Özgürlüğü alınmış insan, amaçlarını gerçekleştirmesini sağlayacak koşulları elde etmeye çalışırken yazıktır ki, yaşadığı şehirden adımını atmak için dahi fırsat bulamayacaktır. İşvereni ile benzer koşullara sahip olmayan emekçi, o çok merak ettiği penguenleri asla görüp dokunamayacak, ancak kendisine bağışlanan çalışma saatleri dışında kalan zamanında televizyondan izlediği belgeseller vasıtasıyla görmüş kadar hissedip, gerçekleşmeyecek hayaller peşinde koşmaktan vazgeçecektir.

Kaderiymişçesine, kendisini makineleştiren, ezen  bu acımasız sisteme razı gelen insanların, çocukluklarından başlayarak sistem tarafından tek tipleştirilmesi düzenin devamını kesintiye uğratmasına neden olacak “başkaldırışı” önleme amaçlıdır. Zira farkındalık büyük tehditdir. Farkına varan insan, isyan edebilecek tehlikededir. Bu sebepledir ki, düzenin akışını bozacak, sistemin devamını sekteye uğratacak düşüncelerini kitlelerle paylaşan yazar ve düşünürler tarih boyunca engellenmiş, özgürce ifade edeceği mecralar düzen uygulayıcılar tarafından baskı altına alınmıştır.     Köleleştirilmiş insan köle olduğunu fark ederse kendisini köle haline dönüştüren düzen uygulayıcılarına ve toplumsal düzeni sağlayıcı din, ahlak ve hukuk kurallarına isyan ederek yeni bir oluşum sürecine girecektir. Özgürleşen insan özüyle tanışacak, üzerinde baskı kuran tüm otoritelere karşı gelecektir.     Toplumda bir iki insanın aydınlanması kontrol altına alınabilecekse de gruplar halindeki farkındalık, toplumu yönetenlerin varlığının devamını zorlayacak koşulları oluşturması anlamında önemli bir gelişme olarak adını duyuracaktır.

Aydınlığa dönük

Reklamlar

0 Responses to “özgür doğan insan”



  1. Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: