05
Ara
09

tükenen insan

Yegane amacı maddi üretimi ve tüketimi üst düzeye çıkarmak olan ve bilgisayarlarla yönetilen, makineleşmiş koskoca bir toplum; işte bize ilerlemenin ve var olmanın tek koşuluymuş gibi gösterilen günümüz ekonomik sisteminin vaat ettiği uygarlık düzeyi budur. Her şeyin dört dörtlük işlediği bu sistem, tekniğe ve maddi tüketime tek taraflı ağırlık vererek yaşamla, bireyle ve doğayla olan bağını yitirdi. Yaşamı rutin olanın girdabına sürüklerken, bireyi de daha çok kazanmak ve daha çok tüketmekten, yani işlem hacmini arttırmaktan başka kaygısı olmayan, edilgin bir nesneye dönüştürmüş ve doğal kaynakları fütursuzca sömürerek dünyayı büyük felaketlerin eşiğine getirmiştir. Artık bu gün geldiğimiz noktada büyük bir ikilemle karşı karşıyayız; iyi işleyen bir ekonomi için ruhsal problemleri olan bireyler ve iklimsel felaketler yaratmak zorunda mıyız, yoksa üretim ve teknik gelişmeyi insanın yararına ve doğaya saygılı olacak şekilde düzenleyebilir miyiz?
Kapitalizmin ilk dönemlerinde üretici sınıfın sömürülmesi söz konusuyken bu gün tüketicinin sömürülmesi durumu giderek ağırlık kazanmıştır. Özellikle ikinci dünya savaşından sonraki üretim patlaması ve sermayenin uluslararası alanda hızla yayılması, pazarları genişletme çabasının yanı sıra istikrarlı bir tüketimi de kapitalist çıkarlar adına gerekli kılmıştır. Bu durum üretimi organize eden fabrika tipi yapıların yanında bireylerin tüketim alışkanlıklarını organize eden ve satın alımı ihtiyaçlar düzeyinden çıkaran, alanları da gerekli kılıyordu. Buna bağlı olarak toplumda tüketimin geçmiş dönemlere göre olumsuzluk içeren boyutundan kurtulmasına yönelik değer yargıları yaygınlaştırılmış ve reklam, pazarlama gibi usullerle bu gün tüketim kültürü dediğimiz anlayış egemen sınıflar tarafından toplumda hakim kılınmıştır.
Bu yeni kültürün günümüz insanı üzerindeki etkilerini incelediğimizde; üretme ruhunu ve paylaşımcılığı kösteklediğini ve böylece bireyciliği hakim kıldığını, mutluluk ve haz vadiyle insanı doymak bilmezliğe ve aşırı kaygılı nevrotik bir kişiliğe büründürdüğünü söyleyebiliriz.
Fakat kuşkusuz tüm insanlığa hazırlanan bu cezp edici tuzağı en açık şekilde ortaya koyacak olan ünlü bir reklamcının şu sözleri olacaktır; “Reklamcıyım. Evet. Kainatı kirletiyorum… Asla sahip olamayacağınız o şeylerin hayalini kurduran… Hep mavi gökyüzü, daima güzel kadınlar, fatashopla rötuşlanmış, kusursuz bir mutluluk… Kılı kırk yararak yaratılmış görüntüler, moda kıyafetler… Zar zor biriktirdiğiniz paralarla, son kampanyamda itelediğim rüyalarınızın arabasını satın almayı başardığınızda ben onu çoktan demode etmiş olacağım.. Ben üç model önden gidiyorum ve sizi her zaman hüsrana uğratmanın bir yolunu buluyorum. Cazibe,   her adım attığınızda sizden biraz daha uzaklaşan o masal ülkesinin adıdır. Sizi yenilik bağımlısı yapıyorum. Yeniliğin avantajı hiçbir zaman yeni kalmaması. Her zaman bir öncekini eskitecek yeni bir yenilik bulunuyor. Salyalarınızı akıtmak işte benim kutsal görevim bu. Benim mesleğimde kimse mutlu olmanızı istemez. Çünkü mutlu insanlar tüketmez.
Marx, insanın en doğru tanımını yapmış ve onu “ Özgür, bilinçli etkinlik” diye isimlendirmiş ve en önemli özelliğinin toplumsal bir varlık olması olduğunu vurgulamıştır. Fakat iktidar tarafından, reklamlar ve kitle iletişim araçları aracılığıyla dayatılan imajların esiri olmuş ve tamamen edilgenleşerek bireyselliğinde boğulmuş olan insanın özgür ve bilinçli etkinliğinden söz edilebilir mi?
Kapitalizim, insanın emeğine olduğu gibi, artık onu hayvandan ayıran en önemli özelliğine yani iradesine de acımasızca saldırmakta ve ipotek altına alma çabası içine girmektedir. Kendisini tek gerçek gibi dayatan bu sisteme karşı bu son kalemizi de insanlık onuru adına savunmaktan, direnmekten ve daha iyiyi umut etmekten başka çaremiz yok. Çünkü umut da iradenin çocuğudur. Çünkü üretim ve teknik gelişmenin insanın yararına ve doğaya saygılı olacak şekilde düzenlendiği, insana bir tüketici olarak değil de insan olarak değer verildiği, savaşsız,  sömürüsüz bir dünya, umutların ve direnişin tohumlarından filizlenecektir.

Yegane amacı maddi üretimi ve tüketimi üst düzeye çıkarmak olan ve bilgisayarlarla yönetilen, makineleşmiş koskoca bir toplum; işte bize ilerlemenin ve var olmanın tek koşuluymuş gibi gösterilen günümüz ekonomik sisteminin vaat ettiği uygarlık düzeyi budur. Her şeyin dört dörtlük işlediği bu sistem, tekniğe ve maddi tüketime tek taraflı ağırlık vererek yaşamla, bireyle ve doğayla olan bağını yitirdi. Yaşamı rutin olanın girdabına sürüklerken, bireyi de daha çok kazanmak ve daha çok tüketmekten, yani işlem hacmini arttırmaktan başka kaygısı olmayan, edilgin bir nesneye dönüştürmüş ve doğal kaynakları fütursuzca sömürerek dünyayı büyük felaketlerin eşiğine getirmiştir. Artık bu gün geldiğimiz noktada büyük bir ikilemle karşı karşıyayız; iyi işleyen bir ekonomi için ruhsal problemleri olan bireyler ve iklimsel felaketler yaratmak zorunda mıyız, yoksa üretim ve teknik gelişmeyi insanın yararına ve doğaya saygılı olacak şekilde düzenleyebilir miyiz?
Kapitalizmin ilk dönemlerinde üretici sınıfın sömürülmesi söz konusuyken bu gün tüketicinin sömürülmesi durumu giderek ağırlık kazanmıştır. Özellikle ikinci dünya savaşından sonraki üretim patlaması ve sermayenin uluslararası alanda hızla yayılması, pazarları genişletme çabasının yanı sıra istikrarlı bir tüketimi de kapitalist çıkarlar adına gerekli kılmıştır. Bu durum üretimi organize eden fabrika tipi yapıların yanında bireylerin tüketim alışkanlıklarını organize eden ve satın alımı ihtiyaçlar düzeyinden çıkaran, alanları da gerekli kılıyordu. Buna bağlı olarak toplumda tüketimin geçmiş dönemlere göre olumsuzluk içeren boyutundan kurtulmasına yönelik değer yargıları yaygınlaştırılmış ve reklam, pazarlama gibi usullerle bu gün tüketim kültürü dediğimiz anlayış egemen sınıflar tarafından toplumda hakim kılınmıştır.          Bu yeni kültürün günümüz insanı üzerindeki etkilerini incelediğimizde; üretme ruhunu ve paylaşımcılığı kösteklediğini ve böylece bireyciliği hakim kıldığını, mutluluk ve haz vadiyle insanı doymak bilmezliğe ve aşırı kaygılı nevrotik bir kişiliğe büründürdüğünü söyleyebiliriz.Fakat kuşkusuz tüm insanlığa hazırlanan bu cezp edici tuzağı en açık şekilde ortaya koyacak olan ünlü bir reklamcının şu sözleri olacaktır; “Reklamcıyım. Evet. Kainatı kirletiyorum… Asla sahip olamayacağınız o şeylerin hayalini kurduran… Hep mavi gökyüzü, daima güzel kadınlar, fatashopla rötuşlanmış, kusursuz bir mutluluk… Kılı kırk yararak yaratılmış görüntüler, moda kıyafetler… Zar zor biriktirdiğiniz paralarla, son kampanyamda itelediğim rüyalarınızın arabasını satın almayı başardığınızda ben onu çoktan demode etmiş olacağım.. Ben üç model önden gidiyorum ve sizi her zaman hüsrana uğratmanın bir yolunu buluyorum. Cazibe,   her adım attığınızda sizden biraz daha uzaklaşan o masal ülkesinin adıdır. Sizi yenilik bağımlısı yapıyorum. Yeniliğin avantajı hiçbir zaman yeni kalmaması. Her zaman bir öncekini eskitecek yeni bir yenilik bulunuyor. Salyalarınızı akıtmak işte benim kutsal görevim bu. Benim mesleğimde kimse mutlu olmanızı istemez. Çünkü mutlu insanlar tüketmez.
Marx, insanın en doğru tanımını yapmış ve onu “ Özgür, bilinçli etkinlik” diye isimlendirmiş ve en önemli özelliğinin toplumsal bir varlık olması olduğunu vurgulamıştır. Fakat iktidar tarafından, reklamlar ve kitle iletişim araçları aracılığıyla dayatılan imajların esiri olmuş ve tamamen edilgenleşerek bireyselliğinde boğulmuş olan insanın özgür ve bilinçli etkinliğinden söz edilebilir mi?
Kapitalizim, insanın emeğine olduğu gibi, artık onu hayvandan ayıran en önemli özelliğine yani iradesine de acımasızca saldırmakta ve ipotek altına alma çabası içine girmektedir. Kendisini tek gerçek gibi dayatan bu sisteme karşı bu son kalemizi de insanlık onuru adına savunmaktan, direnmekten ve daha iyiyi umut etmekten başka çaremiz yok. Çünkü umut da iradenin çocuğudur. Çünkü üretim ve teknik gelişmenin insanın yararına ve doğaya saygılı olacak şekilde düzenlendiği, insana bir tüketici olarak değil de insan olarak değer verildiği, savaşsız,  sömürüsüz bir dünya, umutların ve direnişin tohumlarından filizlenecektir.

raskolnikov

Reklamlar

0 Responses to “tükenen insan”



  1. Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


serzeniş

Serzeniş, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencileri tarafından çıkartılan bir fanzindir.

iletişim

fanzinserzenis@gmail.com

Arşivler


%d blogcu bunu beğendi: