Archive for the 'basın' Category

05
Ara
09

medyayı okuyup yazmak üzerine

Sonunda devlet de, dizginlerini saldığı medyanın zıvanadan çıktığına ikna olmuş olacak ki “medya okuryazarlığı” kavramına pek bir önem verir oldu. Artık ilköğretim döneminde verilen derslerle insanlarımız medyayı “okuyup yazmayı” öğrenecek. Tabii ki bu eğitim sadece çocuklarla sınırlanmayacak, çeşitli araçlarla yetişkinler de bu sürece dahil edilecek. Böylece insanlarımız büyüyünce yurttaşlaşacak, medya tarafından verilen mesajları olduğu gibi kabul etmeyecek, “farkındalık” sahibi modern bireyler olacak. Kısaca devletimiz ağızlara pelesenk olmuş “millet izliyor ki televole var kardeşim” tartışmasını bilimsel yöntemlerle çözme derdine düştü.
Bilimsel çevrelerde oldukça ciddi tartışmalara neden olan, buna bağlı olarak hakkında kesin vargılara varılamayan bu kavramın ülkemizde kesin çözüm getiren bir ilaç gibi sunulması da ayrı bir sorun. Görülen her yerinden eleştirilebilecek ülkemiz medyası üzerinden, pratik örneklerle bu girişimin sınırlarını çizmek gerekiyor.
Hangi medyayı, nasıl okumak?
Medyanın, kamuoyunu bilgilendirmekle görevli, toplumsal sorumluluğa sahip bir kuruluş olduğu savları, neo-liberalleşmeyle ömrünü doldurdu. Artık herkes medya organlarının toplumdaki çeşitli grupların çıkarlarını savunan bir araç olduğunu kabul ediyor. Daha genel olarak baktığımızdaysa medyanın, egemen sınıfın ideoloji üretmekteki en önemli kurumlarından olduğunu söyleyebiliriz. (İşçi sınıfının da gazete ve televizyonları var. Ancak bunların etkisi, burjuvazinin araçlarının etkisiyle karşılaştırılmayacak kadar düşük)
Reklamlar
05
Ara
09

ayakkabının gazetecilikle imtihanı

IMF: Uluslar arası bir para fonudur. Biraz halk ağzıyla  nitelersek; küresel boyutta çalışan Waşhington merkezli bir tefecidir. Neden tefecidir? Çünkü  savaşlarla sömürdüğü ülkelerin kaynaklarını kendi cebine doldurmuş ve büyük bir güç haline gelmiş devletlerin oluşturduğu bir sermaye birliğinin yönetimidir. IMF elinde bulundurduğu sermayeyi, sömürerek yoksullaştırdığı geri kalmış ülkelere kredi açar. Kredi açtığı ülkelerde kısa vadeli bir ‘Lale Devri’ yaşanır. Yalnız bu Lale Devri’ni yaşayanlar yoksulluk ve sefalet içinde yaşayan yoksul halk değil, patronlar, para babaları ve dönemin iktidarlarıdır. Halk ise bu durumun cefasını çekecektir. Neden tefeci diyoruz IMF’ye? Zira  geri kalmış ülkelere verdiği yüksek faizli krediler genelde devletler tarafından ödenecek cinsten değildir. (bizde her yeni gelen hükümetin ilk işi IMF ile masaya oturmak oluyor) Ülkeler yıllarca alınan kredilerin sadece faizlerini ödeyebiliyor. Süreç bu şekilde işleyince azgelişmiş ülkelerin yöneticileri IMF’e ve Dünya Bankası’na olan bağımlılıkla ülkelerini yönetir.  halkın sömürülmüş pozisyonda kalmasına yol açıyorlar. IMF’nin direktifleriyle Yönetilen ülkelerde her dönem kemer sıkma kandırmacısıyla memurlar, çiftçiler, işçiler geniş halk yığınları yoksulluktan kurtulamazlar.  Her geçen gün daha da yoksullaşırlar. Sefalete sürüklenirler. Bu yüzdendir ki IMF bir tefeciden farklı çalışmamaktadır. Emperyalizmin silahsız birimidir.
Yazımda asıl değinmek istediğim konu;  IMF’nin ülkemizi ziyaretinde yapılan protestolar ve öğrencisi olduğum gazetecilik bölümünün ilkeleri ve etik kurallarının işleyişi.
IMF ve Dünya Bankası kurmaylarının Türkiye ziyaretinin ilk gününde  IMF Başkanı Dominiqe Strauss Kahn’nın Bilgi Üniversitesi’nde ayakkabılı bir protestoya uğradı. Bu protesto, okuduğum bölümden  dolayı benim için öteki  protestolardan ayrılıyor. Selçuk Özbek içinde bulunduğu meslekten dolayı basın konseyleri ve ‘büyük gazeteci üstatlarımız’ tarafından yerden yere vuruldu. Büyük medya patronları ve iktidar yalakaları. fırsattan istifade ederek bu ‘iş bilir Ağabeylerimizin’  arkasında söz birliği oluşturdular.. Hepsi eylemin gerçek amacını çarpıtmaya çabalıyorlar. Acaba bu arka çıkmalarının sebebi  gazetecilikteki basın meslek ilkelerine bağlılıklarından mıdır?  Hiç sanmıyorum. Yırtınmalarının sebebi IMF’nin insanları kandırmalarına kanmayıp ses çıkarılmasından rahatsız olmalarıdır. IMF ve Dünya Bankası ile kendi cepleri için yapacak kârlı anlaşmaların bozulmasını istememektedirler. Her türlü ilkesizliği, mesleki ahlâksızlığı yapan burjuva medya kuruluşları, kapitalizmin “kurtuluş reçetesini” halka yedirmeye çalışan IMF Başkanı Kahn’a  papuç fırlatılınca basın meslek ilkeleri akıllarına geliverdi hemen. Ayakkabıyı fırlatan Selçuk Özbek bir gazeteci değil de sadece bir öğrenci v
eya bir işsiz olsaydı üzerine yapıştırılacak söz de hazırdır, geçmiş tecrübelerimizle;  “kendini bilmez bir gösterici’ ifadesi çok tanıdık geliyor kulaklarımıza… Yine aynı basın grupları reyting uğruna yapılan protestoyu magazinleştirmeye de yöneldi. Selçuk Özbek’in peşinden koşup canlı yayına çıkartma yarışından eksik kalmadılar.  Selçuk Özbek eylem için; ‘Eylemi bir gazeteci kimliği ile değil devrimci ve siyasi kimliği ile yaptığını, gazetecilerinin de bir insan olduğunu, dünyada yaşan adaletsizliğe, yoksulluğa, eşitsizliğe ses çıkarabilmeleri gerektiğini belirtti.



serzeniş

Serzeniş, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencileri tarafından çıkartılan bir fanzindir.

iletişim

fanzinserzenis@gmail.com

Arşivler